UĞUR BÖCEĞİ OLMAK!

“Gün yüzünde değil, Gönüllerin içindeyiz” (Ahmet Yaşasın)

Dr. Adizes’ten öğrenmiştim.
Farz edelim ki bir insanın çok parası var, çok güzel okullarda okudu, yüksek lisans yaptı ve ek olarak da çok iyi görünümlü (yakışıklı-güzel).

Bu kişi başarılı olacak mıdır?

Cevap: Değişir

Eğer bu kişinin kendine saygısı ve güveni olmadığını söylersem, ne yapacağını bilmiyorsa…

“Özsaygı ve güven olmadan da çok iyi bir öğrenci olabilirsiniz”
İhtiyacınız olan tek şey: Sandalyede oturmak, ezberlemek ve soruları cevaplamaktır.
Bunun kendine saygıyla ve güvenle ilgisi yoktur.

Bir insanın kendine saygısının ve özgüveninin olmaması ne demektir?
“Ne yapacağımı bilmiyorum”; “ne karar vereceğimi bilmiyorum”; “insanlar bana ne der”;
“diğer insanların ne söylediği bir tarafa, ben kendimden pek emin değilim”; “kendime güvenmiyorum”; “bir şey yapmaktan korkuyorum”…

Peki, ama bu iyi eğitime ne oldu?
Bu iyi görünüm ne işe yarar?
Bankadaki 100 milyon dolar ne işe yarar?

Bu, anahtarı sizde olmayan bir “Rolls Royce”a bakmaya benzer.

Bütün bu para, bu eğitim, bu iyi görünüm kullanılmamaktadır. Ne büyük bir kayıp!

Bu insan ne zaman işe yaramaya başlayacak?

“-Mükemmel olmak zorunda değilsiniz
-Her zaman doğru olanı yapmak zorunda değilsiniz”

Kafamızın içindeki seslerin kavgasına saygı duymalıyız.
Bu sesler bazen kafamızın içindeki diğer insanların tartışmaları da olabilir.
Bir karar verene kadar bu tartışmalar kişinin içinde bulunduğu terapinin bir parçası oluverir

… Ve sonra,

-Kendi içinde güven ve saygı kazandıkça ne olur?
-Gözler dışarıya döner
Burada (kafanın içinde) boşa giden enerji serbest kalır.

-Kim olduğumu ve kim olmadığımı biliyorum ve kendimle barış halindeyim.

-Kendinle barışık olmak ne demektir, biliyor musunuz?

Kendinizle barışık olmak sizi çok güçlü yapar, kafanızda dönüp duran düşünceler yoksa (Son Samuray filmindeki gibi “hiç düşünce”) tıkalı bir zihin yoksa savaş yoksa huzurlusunuz demektir.
-İhtilaf yok. Huzurluyum.

Ülkelere dönelim…
Yugoslavya ve İsviçre arasındaki farka bakalım!
İsviçre’ye bakın.
İçeride karşılıklı bir güven ve saygıya sahipler, öyle değil mi?
Alman bölgesinden bir İsviçreli, Fransız bölgesine gittiği zaman hangi dilde konuşur? Fransızca…
Ve bu durum tersi için de geçerlidir.

Birbirlerinin farklılıklarına saygı duyarlar

-Bu arada, İsviçre hangi alanda güçlüdür?
-İsviçre’nin nesi vardır?
-Guguklu saat ve kar.
-Petrol yok, doğalgaz yok, mineraller yok, hiçbir şey
-Sadece Guguklu saat ve kar.

-Öyleyse İsviçre nasıl bu kadar güçlü oldu?
-Çünkü onların kültürel olarak karşılıklı güven ve saygıları var, dışarıya sattıkları da budur.

-İsviçre hangi alanda güçlüdür?
-Finans kurumları, bankalar ve ilaç sektöründe
-Güvenmediğiniz bir bankaya paranızı yatırır mısınız?
-Saygı duymadığınız bir ilaç firmasından ürün satın alır mısınız?

-Dışarıya ne sattıklarını biliyor musunuz?
-Kültürlerini… Üzerinde yükseldikleri sermaye budur.

-O halde, bir ülkenin ya da bir insanın sahip olabileceği en değerli nitelik nedir?

-Neye sahip olduğunuz değil, ne olduğunuzdur.
-Neye sahip olduğunuz ve ne yaptığınız zamanla değişir. Bu sizin bir göz kırpma sürenizden bile önce miadını dolduracaktır.

Ne olduğunuz ise daimidir.

Bir ülkenin sahip olabileceği en değerli nitelik karşılıklı güven ve saygıdır.

Ülkemize döndüğümüzde,
“Türkiye Uğur Böcekleri”nin buradaki rolü nedir?

-Hoşgörü kültürünü yeniden canlandırmak, güven ve saygının önemini paylaşmak.

Peki, Hoşgörü nedir?

– Rıza göstermek, razı olmaktır. Haddimi biliyorum ve senden razıyım diyebilmektir.
Kültürü, karşılıklı güven ve saygıyı beslemektir. Bu sizin en büyük niteliğinizdir ve maalesef bu sizin cebinizde görünmez ama gereklidir.

Peki bütün bunları neden yapmak isteriz? Baştaki soruları yeniden soralım?

Uğur Böceği olmak;
Ne anlam ifade ediyor?
Nasıl duygular yaratıyor?
Neden yapıyorsunuz?

Bu sorulara uzun uzun cevap verilebilir. Bu verilecek cevapların özetini çıkarırsak, sonra bu özetin özetini çıkarırsak, bu özetin de özetini çıkarırsak…

Biz insanlar psikoterapiye sürekli ihtiyaç duyan bağımlı varlıklarız. Tıpkı neden sigara içtiğimizi açıklayamadığımız gibi.

Yukarıdaki soruların bana kalırsa özeti : “Terapi” (tedavi)!

Hepimiz hayatımızın her anında terapiye (tedaviye) ihtiyaç duyuyoruz. Seminer veren de semineri dinleyen de aslında kendini tedavi ediyor, kendini keşfediyor, kendini biliyor.

Bir Kızılderili atasözü vardır: “İçimizde iki tane köpek var; biri iyi köpek, biri kötü köpek. İyi köpeği beslersen iyi; kötü köpeği beslersen kötü olursun.” Biz içimizde iyi olanı besleyip etrafımızda iyi insanlar olsun diye çabalıyoruz çünkü bizden sonra gelecek nesillere ve diğer canlılara iyi bir dünya bırakmak durumundayız.

Son söz Yunus Emre’den;

Sen sana ne sanırsan,
Ayruğa da onu san,
Dört kitabın manası,
Budur işte var ise

Sevgimle…

Ahmet YAŞASIN 1 Şubat 2018

8 thoughts on “UĞUR BÖCEĞİ OLMAK!

  1. Ağzınıza yüreğinize sağlık 🙂 Kampınıza katılmayı çok isterim yaşım 35, 14 yıllık eğitimciyim.Şuan ikinci yüksek lisans öğrencisiyim.
    Bu yazdıklarınızdan bir eğitimci olarak çok etkilendim. Benim de yapmam gerekenler olmalı dedim kendimce.

  2. Bundan yaklaşık 3 ay kadar önce Uğur Böceği olmak İstiyorum! diye mail yoluyla size bir şeyler karalamıştım. Dönüş oldu mu derseniz, Hayır. 🙂 Ama bunu dönüş olmayacağını da varsayarak yazmıştım açıkçası. Sadece birilerinin istediğimi görmesi değildi amacım, “İstediğimi kendime göstermekti.” Kırılma noktaları oluyor insanın, o noktada takılıp kaldım biraz 3 ay önce. Çünkü henüz nereden başlayacağını bilemez biriyim. Yapmak istiyorum ama kendimi anlatacak birilerini bulamıyorum. Şehir mi değiştirmem gerek diye çok düşündüm. Kaybolmaktan da fazlasıyla çekindim. Gönülden gönüllü biri olmak amacım. Yüreğinize sağlık, kırılma noktasından az önce harekete geçtim.. Sevgiyle kalın..

      1. Gönderdim Zafer Bey, çok çok teşekkür ederim Uğur Böceği Ailesine ve siz duyarlı insanlarına. Adana yolları göründü diyeyim siz anlayın 🙂 Umarım bundan sonraki süreçte bu çatı altında olmayı başarabilirim. Sevgiyle, hoşçakalın..

  3. Sayın Serap Şahan Merhaba,

    Vakit ayırıp blogtaki yazılarımızı okuduğunuz ve değerli fikirlerinizi paylaştığınız için öncelikle teşekkür ediyorum. Lütfen umutlarınızdan ve hayallerinizden vazgeçmeyiniz.. Hepimiz 1 kapıdan belki geri dönmüş olabiliriz ama 1000 kapıyı zorlamalıyız. İşte başarının sırrı buralarda bir yerlerde diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir